RGBWorkingSpace (RGBWS): ilkesi ve uygulaması
PixInsight’ın sayısız işlemi arasında RGBWorkingSpace (bundan sonra kısaca RGBWS) muhtemelen en kolay gözden kaçanıdır. PI kullanıcılarının hatırı sayılır bir bölümü onun ne işe yaradığını bile bilmez — içindeki çeşitli parametreleri değiştirdikten sonra görüntüde gözle görülür hiçbir etki oluşmuyormuş gibi geldiği için, onu bir kenara bırakıverirler.
Oysa gerçekte, “lüminans (luminance) çıkarma” ya da “lüminans kanalı ekleme” gerektiren derin gökyüzü görüntü işleme için bu işlem son derece önemlidir. Bu yazı iki bölüme ayrılıyor: önce RGBWS’nin ilkesi, ardından gerçek işleme sırasında renk üzerindeki etkisi.
İnsan gözünden başlayalım: yeşil neden özellikle parlak görünür
İnsanın görme sistemi yeşil ışığa çok duyarlıdır; bu yüzden standart bir renk uzayında parlaklık (lüminans) hesaplanırken yeşile verilen ağırlık, kırmızıya ya da maviye verilenden çok daha büyüktür.
İnanmıyor musunuz? Aşağıdaki görseldeki saf RGB renklerine bakın — yeşil size özellikle parlak, kırmızı ondan biraz daha sönük, mavi ise oldukça koyu gelmiyor mu? İşte bu, tam da insan gözünün ağırlıklarından doğan bir sonuçtur.

Bu türden bir ağırlık dağılımı, beyaz ışıkla ya da gün ışığıyla aydınlatılan sıradan sahneler için son derece uygundur. Ama sorun şurada: yeşil, derin gökyüzü görüntülerinde aslında hiç de önemli değildir.
Örneğin Ha yayınımı koyu kırmızıdır, yansıma bulutsuları ise mavidir. Bu gök cisimleri açısından bilginin büyük bölümü kırmızı ve mavi kanallarda bulunur; yeşil kanal genellikle yalnızca yıldızları içerir. OIII ışığı mavi ile yeşilin karışımıdır, galaksiler ise bütün tayfta ışır. Bu yüzden birkaç gezegenimsi bulutsu ile bazı kuyruklu yıldız kuyrukları dışında, derin gökyüzü görüntülerinde gürültü hariç “yeşil piksel” denebilecek herhangi bir piksele genellikle rastlanmaz.
RGBWS’nin yaptığı iş: lüminans katsayılarını yeniden tanımlamak
Madem öyle, PI içinde RGBWS’yi kullanarak “insan gözünün fizyolojik özellikleriyle uyuşmayan” bir parlaklık katsayıları takımı tanımlayabilir, her kanaldan gelen gerçek verinin daha adil bir işlem görmesini sağlayabiliriz — yani RGB’nin üç kanalının lüminansa katkısını eşitleyerek derin gökyüzü görüntülerinin işlenmesini en iyi duruma getirebiliriz.
Yukarıdaki görsele bakalım:
- Üst yarı Default RGBWS parametrelerini (0.22 : 0.71 : 0.06) kullanıyor; bunlar insan gözünün görüşüne uyan ağırlıklardır, bu yüzden çıkarılan üç saf rengin lüminansı birbirinden farklıdır ve elde edilen şey üç ayrı parlaklıkta gri tonlamalı görüntüdür.
- Alt yarı ise üç kanalın oranını aynı (0.33 : 0.33 : 0.33) olarak ayarlıyor; üç saf rengin parlaklığının tamamen aynı olduğu görülüyor, böylece tek bir değerden oluşan gri tonlamalı lüminans görüntüsü elde ediliyor.
İkisinden çıkarılan lüminans birbirinden tamamen farklıdır.
Not: RGBWS’nin renk yönetimiyle ya da ICC dosyalarıyla hiçbir ilgisi yoktur; yalnızca görüntü işleme aşamasında etki eder, ikisini birbirine karıştırmayın.
İkinci bölüm: RGBWS ayarı yanlışken lüminans eklenirse ne olur
İlkeyi kavradıktan sonra, sırada şu var: RGBWS doğru ayarlanmamışsa, “lüminans kanalı ekleme” sırasında nasıl bir durum ortaya çıkar, ona bakalım.

- Üst yarı: renkli görüntü “insan gözünün görüşüne ait olmayan” R : G : B = 0.33 : 0.33 : 0.33 oranını kullanıyor. Orijinal lüminans, tek değerli gri tonlamalı bir görüntüyle değiştirildikten sonra renkli görüntünün doygunluğu (Saturation) ve renk tonu (Hue) değişmeden kalıyor.
- Alt yarı: renkli görüntü “insan gözünün görüşüne ait” R : G : B = 0.22 : 0.71 : 0.06 oranını kullanıyor. Orijinal lüminans, tek değerli gri tonlamalı bir görüntüyle değiştirildikten sonra doygunluk ve renk tonu değişiyor.
Maviyi fark ettiniz mi? Çoktan mora dönüşmüş.
Buraya kadar geldiğimizde, hepiniz görebiliyor olmalısınız: renkli bir görüntüde lüminans kanalını “çıkarmak” ya da “değiştirmek” istediğimizde RGBWS ayarı ne kadar önemliymiş. O, olsa da olur olmasa da olur türünden bir işlem değil; zahmetle çektiğiniz renklerin doğru biçimde korunup korunamayacağını belirleyen kilit halkadır.